Cahit Zirgüleli

AH BİR MUHALİF OLSAM!

Cahit Zirgüleli

Mehmet Akif, özü sözü bir adam... Güç karşısında eğilip bükülmemiş, neye inanmışsa onu söylemiş. 

“Kıssadan Hisse” şiirinde şöyle der:

"Tarih"i  "tekerrür"  diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Büyük sanatkâr olmak için en lazım şeyler güçlü gözlem gücü ve bunu söze dönüştürebilecek söz söyleme kudreti. Akif’te bu ikisi de var.

O, tanıyor bu halkı. Gözlemleri şaşmaz doğrular içeriyor.  Şöyle az biraz tarih karıştıran herkes, Akif'in bu tespitini teyit edecektir.

Ben çok eskileri hatırlamıyorum. Ama yaşadığım son yarım asırda bu ülkede dön baba dönelim aynı şeylerin tekerrür ettiğini görüyorum. 

Hatta öngörülü bir köşe yazarı olduğumdan bunu daha önceki yazılarımda da söylemiştim. ( Kusura bakmasın ama üstadım Cengiz Gülaç Bey, bu “ben önceden söylemiştim” övünmesini pek sevmez. Fakat naçizane ben Cahit Zirgüleli, onun kadar okunan ve meşhur bir köşe yazarı olmadığımdan fırsat buldukça kendimi övmeyi, isabetli tahlillerimi vurgulamayı bir görev addederim!..)  

Ne diyordum? Yaşadığım dönemde gördüm ki bu topraklarda hiçbir şeyden ibret alınmadığı gibi ders de çıkarılmıyor. Temcit pilavı gibi önümüze ısıtıla ısıtıla aynı garip tipler, olaylar getiriliyor.

Son temcit pilavı Şevki Yılmaz Beyefendi. Kendisini doksanlı yıllarda Hac farizası sırasında yaptığı ateşli konuşmasından hatırlıyorum. 
Meşum 28 Şubat kalkışmasının en büyük müsebbiplerinden birisiydi. Genç nesil pek bilmez, o dönem bütün televizyonlarda beyefendinin yüksek mantık içeren konuşmaları yayımlanır; millet aha bunlar gelecek sizi kıtır kıtır kesecek diye korkutulur; darbeye zemin hazırlanırdı. 

Aynen de öyle oldu asker geldi, Türkiye bir on yılını heba etmek durumunda kaldı. 

Peki, bu durumda ateşli muhalif Şevki Beyefendinin hayat hikayesinin cezaevleri, işkenceler, sürgünlerle geçmiş olması gerekir değil mi?

(Şöyle anlaşılmasın ben muhaliflere böyle yapılsın demiyorum, herkesin inandığını söylemeye hakkı olduğuna yürekten inanan birisiyim.)

Fakat kazın ayağı hiç de öyle değil. Wikipedia’dan bakalım:

1974 yılında CHP-MSP koalisyonunda, Adalet Bakanlığı Özel Kalemi olarak görev yaptı.

1982 yılında Avrupa Millî Görüş Teşkilatları Avusturya Bölge Başkanlığı görevine getirildi.

27 Mart seçimlerinde Rize Belediyesi Başkanı oldu.

24 Aralık seçimlerinde, tekrar Rize'den milletvekili adayı oldu. Rize milletvekili olarak mecliste yerini aldı.

28 Şubat sürecinden sonra Avrupa'ya giderek çalışmalarını orada sürdürdü.

Daha yakınlarının devletteki görevlerini de saymıyorum.

Aklıma Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası geldi. Hoca misafirliğe gitmiş sıcak bir yaz günü. Hoşaf ikram etmişler. Bizim zavallı hoca kaşıkla hoşafı içmeye çalışıyormuş. Ev sahibi ise kepçeyi buz gibi hoşafa daldırıp kafasına dikerken “Of öldüm, öldüm, öldüm!..” diyormuş. Hoca dayanamamış, kaşığı ev sahibine uzatıp “Al şu kaşığı, ver şu kepçeyi biraz da biz ölelim!..” demiş. 

Böyle muhalifliğe can kurban. Yaşananlara baktığımda Cahit Zirgüleli olarak ah keşke ben de muhalif olsam demiyor değilim!..

Yazarın Diğer Yazıları